30 Nisan 2012 Pazartesi

Bir TFF filmi !

Şike sürecinde beklediğimiz viraj az önce ilgili kişinin açıklamasıyla dönüldü. Dönüldü ama öyle böyle bi dönüş değil bu en kral dansözlere taş çıkartacak cinsten bir dönüştü. Aslında hiçte şaşırtıcı değil bu karar. Zaten herkes biliyordu bu kıvırmayı.

Basın toplantısının başladığı saatlerde, TFF'nin resmi internet sitesinden 58.maddede yapılan değişiklik yayınlandı.

Hani şu 2-3 ay önce Mehmet Ali Aydınlar'ın topladığı genel kurulda oy çokluğu ile reddedilen 58.madde.
Hani şu Nihat Özdemir'in her hafta farklı bir açıklama ile ''değişsin'', ''değişmesin'' dediği madde.
Hani şu Platini ve Infantino'nun ''Oyun oynanırken kural değiştirilmez'' diyerek, değiştirilmemesi gerektiğini söylediği madde.

Karar şaşırtmasada yine de insanı çıldırtmaya yetiyor. Etik Kurulu raporu temiz diyorsun, şike yoktur diyorsun neden 58'i değiştiriyorsun madem ? Herkes suçsuzsa niye bu maddeye dokunuyorsun ? Arkadaş Türkiye'de 70 milyon küsür insan gerizekalı mı ?

Türk futbolunun kara lekesisiniz! Bir de utanmadan ''Halkımıza güvenerek 58'i değiştirdik'' diyorsunuz. Yahu neyse küfür etmeden yazıyı sonlandırmak imkansız. Artık futboldan tek beklentim U16 Milli Takımı'na giden Batuhan ile Oğulcan'ın goller atması, U17'nin Antalya'da Türkiye Şampiyonu olması falan. Ötesi yok maalesef...

Bizi bu hale düşüren TFF, Lig TV ve diğer şahısları Allah'a havale ediyorum...

29 Nisan 2012 Pazar

Züğürt tesellisi...

Çarşamba günü cebe konan Avrupa biletinin ardından, bugünkü maçın tek önemli kısmı rotasyon ve seyredeceğimiz 'yedek' ağırlıklı oyunculardı. Eskişehir'e götürülmeyen Pinto ve Carson'ın yanı sıra Batalla ve Sestak'ta maça kulübede başladı. Kalede Yavuz geri dörtlüde Basser, Ömer, Serdar, Hakan önlerinde NDiaye, Svennson. Sol açıkkta sakatlıktan dönen Ozan İpek, sağda genç Okan Deniz, 10 numara pozisyonunda Musa ve ilerde tek forvet Bangura ile maça başladık.

Hal böyle iken maçın favorisi tabiki Eskişehirspor'du. Onlarda gayet baskılı başladılar maça duran toplardan tehlikeli oldular. İlk yarım saatte Yavuz Özkan'ın akılda kalan iki güzel kurtarışı vardı. 31.dakikada kullanılan kornerde en tehlikeli adam Diego'yu arkada unutunca kalemizde golü yedik maalesef. Golden sonra cevap verme fırsatını Ozan'ın arapasında Bangura ile yakaladık ancak Sierra Leoneli futbolcumuz basit bir gol vuruşu ile ağları bulmak varken Kayacan'ı çalımlamayı denedi ve maalesef pozisyonu harcadı.

Devreyi geride bitiren takımımızda ikinci yarıda ilk yarının etkisiz isimleri Okan ve Musa yerini Batalla ve Sestak'a bırakarak başladık. Bu devre daha çok Eskişehirli oyuncuların oyunu soğutma ve sinirleri germe girişimleri ile geçti desek yalan olmaz. Başta Kayacan'a çok büyük selamlarımı iletiyorum. Turgay ile yan yana geldiği gibi kendini yere bırakması en hafif kelime ile neyse hafif bir kelime bulamadım kaliteyi düşürmeyelim.

Batalla'nın hücuma biraz olsun getirdiği hareketlilik golü bulmamıza yetmedi bu devre. Bangura'nın Batalla'nın gerisine attığı pas maça ortak olma adına kader anıydı, olmadı. Son dakikalarda Erkan Zengin'in Veysel'i düşünerek attığı ancak Veysel'in ve Ömer Erdoğan'ın tutamadığı top Pele'nin önüne düştü ve gol oldu. Ancak yayıncı kuruluş spikerinin inatla Erkan Zengin'den süper asist harika gördü vs  edebiyatı yapması garibime gitti. Sanırım spikerde çarşamba günü İzmir Atatürk'ün açığındaydı :) Neyse bunlar önemsiz işler Bursaspor üç yıl üst üste Avrupa Kupaları'nda boy gösterecek, ve bu son 3 yılda 2.kupasını müzesine götürmeye çok yakın. Hal böyle iken bu hazımsızlıklar normal. Spiker ile birlikte Eskişehir taraftarınında pek bir farkı yoktu. Maç boyu küfürler, makara çalışmaları filan yapıldı ama İzmir'in yanında solda sıfır kalır bunlar boşa kasmasalardı keşke.

Birazda Kuddusi Müftüoğlu'ndan bahsedelim. Kaç yaşına geldin be bicim hala hakemliği öğrenemedin. Gerçi bu hakem camiasının hakkını veriyorsun ama bıraktığın gün Türk Hakemliği bir level yükselicek buna emin ol yani.

Serdar Aziz'in son dakikalardaki kırmızı kartı yakışmadı. Karar doğruydu, zaten Serdar'da itiraz etmedi ve muhtemelen alacağı ceza ile sezonu kapatacak. Serdar iyi başladığı sezonu geriye gidişlerle kötü noktaladı maalesef umarım yeni sezonda hatalarından ders alarak ivme kazanır. Serdar'ın yokluğunda stoper bloğunda geriye 3+1 alternatif kaldı.  Ömer Erdoğan, İbrahim Öztürk, Milan Stepanov ve Taha Can Velioğlu. Perşembe günü sahada göreceğimiz stoper ikilisi muhtemelen İbrahim-Stepanov veya İbrahim-Taha Can olacaktır. Ömer'in kupa ve ligde üst üste iki maç 90 dakika sahada kaldığını düşünürsek Hoca 1 hafta içinde 3.maçına Kaptan'ı riske etmez diye tahmin ediyorum. Stepanov'un Sivas deplasmanındaki formsuzluğunun ardından bugünde Eskişehir'e getirilmeyişi ve muhtemelen önümüzdeki sezonda kadroda düşünmemesi Ertuğrul Hoca'yı  Taha Can tercihine yöneltebilir.

Bugünün hayal kırıklığı maalesef Bangura'ydı. Genç futbolcu 90 dakika sahada kaldı 1 gol 1 asist ile maçın yıldızı olma fırsatı ayağına kadar geldi ama iki pozisyonda da başarılı olamadı. Umarım kalan maçlarda yeni sezon için gerekli morali bulacağı golleri atar ve hem taraftarı hem kendini rahatlatır.


28 Nisan 2012 Cumartesi

Süper Final gençlerin finali olsun!


Çarşamba günü İzmir'de aldığımız final biletinin tek kazancı Türkiye Kupası üzerinden Avrupa Ligi'ne katılmayı garantilemek değildi elbette.
Final biletini ve dolaylı yoldan Avrupayı cebine koyan Bursasporumuz için artık Spor Toto Süper Final Avrupa Ligi Grubu'nda oynayacağı 4 maç dahada önem kazandı diyebiliriz. Bu maçların artan önemi elbette genç futbolcularımızı ilgilendiren bir önem.

Ertuğrul Sağlam her ne kadar dünkü basın toplantısında STSL Avrupa Ligi maçlarını önemsiyoruz desede artık ligde kalan 360 dakika hem altyapımız için hem de Ertuğrul Sağlam'ın gençleri kazanma fırsatı açısından bulunmaz nimettir.

Bu sezon şimdiye kadar 34 Lig, 2 Süper Final, 4 Türkiye Kupası, 4 UEFA Avrupa Ligi olmak üzere 44 resmi maç yaptık. Ve geriye 5 resmi maçımız kaldı 4 formalite maçında
genç yeteneklerimize formayı vererek, bu sene başladığımız kadro yenileme evremizi altyapı ile harmanlamalıyız diye düşünüyorum.

Önce kaleden başlayalım kalan 4 maçta umarım Carson'ın yerine Yavuz Özkan değilde Harun Tekin tercih edilir, hatta Sercan Şen bile olabilir.Harun Tekin'in artık ufaktan
ısındırılması gerektiğini düşünüyorum. Harun'un 3.kaleci olması ve arkasında Sercan Şen ile Okan Kocuk gibi iki yetenekli kalecinin daha olması bana göre artık ikinci kaleciliğin Harun'a verilmesi fikrini daha cazip kılıyor.

Defans hattına geçicek olursak altyapıdan formaya en yakın isim şüphesiz  Taha Can Velioğlu. 18 yaşındaki stoper bu sezon A2'nin en istikrarlı isimlerinden, ayrıca bu sezon epey milli takım kampıda gördü. U18 Milli Takımı'nda kaptanlığını yapan Taha, aynı zamanda son dönemlerde milli takım hocaları tarafından bir kategori üste terfi ettirilerek U19'a alınmaya başladı. Aynı form grafiği ile devam ederse Taha'yı yeni sezonda Ümit Milli Takımın bel kemiği olarakta izlemek sürpriz olmayacaktır. Bursaspor tarihinin Fatih Serkan'dan sonra en genç A Takım formasını giyen ismi olan Taha Can kalan 4 maçta A Takım'da mutlaka değerlendirilmeli...

Defans bloğunda değerlendirilebilicek isimler arasında bu sezon kadroya katılan Deniz Aslan ve Cemal Kaldırım'da var. Basser'in dinlendirilerek yerini Deniz Aslan'a bırakması düşünülebilir ancak Cemal için aynı şeyleri söylemek zor. Mehmet Sak tercihi sol kulvar için en güçlü alternatif gibi gözüküyor.

Orta sahada ise tabiki yazılacak ilk isim Barış Örücü. Bu sezon gurbetçi pazarında yakaladığımız en büyük balık o. Sezon içinde zaman zaman süre alsada son zamanlarda
yine A2'ye yollandı, kalan maçlar Barış'ın tecrübesini arttırıp özgüven kazandırmak içinde iyi bir fırsat gbi gözüküyor. Aynı şeyler Musa Çağıran içinde geçerli elbette.Tabi ki Emre Pehlivan'ı unutmamak gerek. Emre her ne kadar bu sezon pek yıldızını parlatamasada kalan maçlarda süre alması onun içinde iyi olacaktır elbette. Ama önümüzdeki sezon A Takım'ı zorlayamazsa A2'de oynamak için Bursa'da kalmamalı, kesinlikle kiralık bir kulüp ayarlanarak yarışmacı bir ligde forma savaşı içine girerek kendini geliştirmeli.

Orta sahanın kanatları için en güçlü genç alternatifler elbette İsmail Haktan ve Ahmet Arı. İsmail Haktan her ne kadar bu sezon saç baş yoldursada en azından 4 maç daha
dişimizi sıkmalıyız, aynı şeyler Ahmet Arı içinde geçerli. A2'de her iki kanatta ve forvet hattında da görev alan ve attığı gollerle o lige fazla olduğunu gösteren Arı, A Takım'ı zorlayacağına dair ışığı bu kalan 4 maçta alacağı şans ile yakmalı...

İleri uçta aslında yazılacak isim herkesin bildiği gibi Okan Deniz. Taha Can Velioğlu gibi o da Milli Takım hocaları tarafından bir üst kategoride (U19) oynatılıyor, aynı zamanda bu sezon A2'de attığı gollerle de adından söz ettirmesini başardı. Okan'ın dışında Bangura'yı da  es geçmemek lazım, Sierra Leoneli futbolcu Aralık 1989 doğumlu yani yaşı epey genç ve sabredilmesi gerekiyor. O da kalan 4 maçta daha fazla süre alarak Okan ile birlikte takımın hücum yükünü çekmeli.

Nejat Biyediç'i anma mücadelesinde şans bulan bu genç isimlerin daha ciddi tecrübelere ihtiyacı olduğu aşikar. Özel maç ile resmi maç arasındaki farkı uzun uzadıya yazmaya tabiki gerek yok. A Takım ile resmi bir mücadelede vitrine çıkmak, altyapıdaki gençlerimizin ilk hayali elbette. Umarım kalan 4 formalite STSL Süper Final maçında formayı genç yıldız adaylarımız kapar ve bizleri mahçup etmez. En azından yayıncı kuruluşun zararını telafi etmek için çıkartılan play-off saçmalığından kendimize bir yarar sağlayarak gençlerimizin tecrübelerini arttırırız. Bursaspor altyapısındaki gençlerimiz için son derece heyecanlı bir 4 haftalık maratonda umarım hem gençlerimizin A Takım hevesleri kırılmaz forma şansı bulurlar, hem de altyapının ne kadar 'sağlam' olduğu ve geleceğimizin emin ellerde olduğu biz taraftarın
gözlerinin önüne birkez daha serilir...

26 Nisan 2012 Perşembe

#KozKupa !

Süper Final Avrupa Grubu'nda aldığımız 4-0'lık Sivas yenilgisinden sonra pek üzülmeyip '' -Koz Kupa- sıkıntı yok'' tesellisinde bulunmuştum. Nitekim Ertuğrul Sağlam ve takım dün bizleri yine yanıltmadı. İzmir'de yaklaşık 15-20 bin taraftarının önünde finale yürüyen Bursasporumuz tarih yazmaya bir adım daha yaklaştı.

Kendi izlenimlerimle devam edeyim, güzel bir havada okuduğum yerden trenle İzmir'e geçtim. Ordan İzban'la Halkapınar'a geçip stada vardım. Bursa'dan gelen kalabalık şaşırtmadı ama acayip mutlu etti diyebilirim. Uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarla denk gelip, maç öncesi kritiklerimizi yaparken herkeste finalden emin bir hava vardı. Daha sonra Bursaspor otobüsünün stada giriş yaptığı anda coşku tavan yaptı. Ancak sonrasında ufak çaplı patlak veren olaylarda ortaya İzmir'in atlı polislerinin çıkması bana biraz anlamsız geldi. Taraftarı atlı polislerle kontrol altına almak  pek mantıklı bir yol değil bana kalırsa...

Neyse maçımıza dönelim, stada girdiğimde İzmirlilerin isyanlarına hak verdim. Atatürk Stadı tribün açısından insanı futboldan soğutacak bir yapı. Saha içini detaylı gözlemlemek pek kısmet olmasada maçın yıldızı (Batalla ve Pinto haricinde, onların zaten skora katkısından dolayı iyi oynadığını az çok kestirebiliriz) Carson'dı. İngiliz eldiven umarım EURO 2012'den sonrada uzun yıllar kalemizi korumaya devam eder.

Sahada herşey istediğimiz gibiydi, kadroları gördüğümde Alper Potuk'un olmaması zaten var olan final umutlarımı dahada arttırdı diyebilirim. Bizden sadece Ozan İpek'in yedek kalması kendi adıma sürprizdi, dün oynatılmaması daha iyi oldu diyebiliriz inşallah finalde  formayı kapıp gereğini yapıcaktır Ozan'da...

Maçın kilidini açan adam yine Pinto oldu. Şilili Bursaspor'un güney amerikalı mantar santrafor transfer etme sendromuna son verdi desek yanlış olmaz heralde. Dün önce 32'de perdeyi açtı ardından 46'da rahatlatan golü kaydetti.  54'te ise Pablo gecenin cilasını atıp pası taraftara verdi ve makaralar start aldı.

Öncelikle şunu belirteyim ki bir Cem Yılmaz gösterisine gitsem en fazla dün geceki kadar gülüp eğlenebilirdim. Uzun zamandır böyle bir eğlence keyif haline tanık olmamıştık sanırım... ''Ayıptır sorması neden geldiniz ?'' , ''tren kalkıyor Es-Es'', ''Tren gelir hoş gelir'' , ve tabiki gecenin yıldızı ''Heyyyyy çuf çuf''tu.  Bir de unutmadan ''Ayağa ayağa Eskişehir ayağa'' tezahüratının ardından hep bir ağızdan bağırılan 'Yeşillllllllllllllllll'' tezahüratına karşılık, Eskişehir tribününden cevap gelmeyince yükselen yuhalamalar ve ''Bağırmayan taraftar gitsin'' klişesi epey güldürdü :)

Artık finaldeki rakibimizi bekliyoruz, umarım Fenerbahçe gelir ve yine İzmir'de karşılaşırız. Ligde diş geçiremediğimiz Sivas'ı ve Eskişehir'i kupada bertaraf ettik, sırada Fenerbahçe var diyorum...

Dünkü galibiyete 'kısa süreli' olsada gölge düşüren tek olay bir oyuncumuzun takımla iplerini koparttığını sosyal medyadan duyurup, sonra geri çekmesiydi. Muhtemelen bir sinir patlaması anında  öyle sarfedilen bir sözdür diye umuyorum. Yoksa bu mevzular facebook'a twitter'a malzeme olacak konular olmamalı. Bilmiyorum çok mu şey istiyorum ama  doğru düzgün bir biçimde Başkan'dan, Hoca'dan, taraftardan helallik alarak gitmek istemek çok mu zor be abi ? Kimse kimseyi zorla tutacak değil ya, sizler şampiyon adamlarsınız. Bu şehirin kaderini değiştiren, hayallerini gerçekleştiren adamlarsınız. İlla ki gidiş yolu olarak Sercan ve Volkan gibi kadro dışı kalarak ayrılma yolunu seçerek burdaki anılarınıza ihanet etmeyin! Bu taraftar sizi her zaman ŞAMPİYON olarak hatırlar elbet ama ayrılışımız da güzel olsun, profosyonel hayatta herşey var bunlar zor işler değil...


Son paragrafı taraftara ayırmak istiyorum. Mesai gününde herşeyden feragat edip gelen iki takım taraftarınada helal olsun diyelim öncelikle. 55'ten sonra iyice rahat bir havada tribün makaraları ile geçen maçta herkes gibi Selim Abi ve Recep Abi'yi şen şakrak görünce daha da bir sevindim. 7 Mayıs olaylarından sonra haksızlıklarla karşılaşan ancak yinede yılmayan tüm abilerime/kardeşlerime ayrı bir teşekkür ediyorum. Gülmek, eğlenmek, makaralar yapmak bizim tribüne yakışıyor :)

Artık darısı Kupa Finali'ne... Müzeye uzun yıllar sonra bir Türkiye Kupası şart. Ertuğrul Hoca ve oyuncularımıza tabiki güvenimiz tam. Allah utandırmasın...

Finale Çufçuf’luyoruz...




85-86 yıllarında yükselmiş Türkiye Kupası efsane kaptan Sedat 3’ün kollarında... Yaşım elvermediği için ben o zamanları hatırlamıyorum, ama hep o anlatılanlarla yaşıyorum.

Türkiye Kupası yarı final maçı için öğlen saatlerinde düştük yollara. Bursa çıkışında başlamış önlemler ve her tesiste her benzinliktede birer ikişer ekip arabaları görevlendirilmiş. Bir yandan da haklılar tabi, kolay değil Teksas Konvoy yollarda :)

Güvenlik önlemleri alınmış, polisler güler yüzlü, halden anlayan kişilerden kurulu ekipler. Mesela bugüne kadar sürekli “Yassah Gardaşım” cümlesini duyan ben, aramızda nerede yemek yiyebiliriz acaba diye konuşurken bir çevik kuvvetin buranın köftesi buranın bilmem nesi güzeldir vs.diye yol gösterip yardımcı olmasına çok şaşırdık. Tam birşeyler yemeye giderken Atlı polislere çarptı gözümüz, en azından İzmir’de Atlara değer verildiğini, kesilmediğini anlamış olduk ve köfteleri gönül rahatlığı ile yedik :)

Uzun soluklu kuyruğu atlatıp turnikeye geldik ve ne göreyim, biletleri kendimiz okutuyoruz -çok zevkliymiş, ben bilet okutucu olucam- biletleri okutup *medeni* bir şekilde arandıktan sonra ihtiyaç için bir ziyaret yapalım dedik ama o da ne, wc 1 tl. yooook artık :)

Tribünlerde yerimizi aldığımızda ise epey bi şaşırdım. Haftalar öncesinden kulisler yapan, televizyona canlı bağlanan, otobüs sayılarından sürekli haber veren takımının geleceği kişi bu kadar mıydı?

Maça sadece 2 gün kala hareketlenmeye başlayan şehrimizden ise maça gelen epeyce insan vardı.

Yalnız şuna bir parantez açmak isterim. İki takım taraftarıda bir çift renge gönül vermiş ve sevdasının peşinden kmlerce yol kat ediyor. Severim sevmem ama saygı duyup onlarıda tebrik ediyorum.

Tribün konusuna değinmek istemiyorum çünkü herkes kendine göre biz öyleydik biz böyleydik yorumları yapıyor. Maçın başlangıcında karşılıklı atışma,ilk 15 dakika bizim sonra onların kısa sürekli tezahüratlar-şovlar yapıldı. Golden sonra biz kopardık zaten. İkinci yarının başında gelen golden sonrada Eskişehirlilerin maç gitti bari meşaleleri yakalım mantığıyla hareket etmeleri Pinto’nun işine yaradı besbelli... Batalla’nın golünden sonrada bizim tribünde eğlence başladı zaten.

Maçın başlangıç düdüğünden bitiş düdüğüne kadar topun hakimi olan taraftık. Sadece ilk golden sonra topa eskişehir hükmetti fakat bundan yararlanamadı ve ikinci yarının başında gelen gol oyunu koparttı.

Bir parantezde zemin hakkında konuşmak lazım, 2.lig maçlarınıda elimden geldiğince izleyen birisi olarak o stadın zemininin patates tarlasından farksız olduğunu biliyordum fakat maçtan birkaç gün önce Bursa’dan gönderilen ekip işe yaramış. Emeği geçenler sağolsunlar.

Gelmeyenlerin çok pişman olduğu bir maçtı, bir çok insan kafalarını duvara vurmuştur muhtemelen.

Şimdi finale çufçufluyoruz...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Efsane Bursasporlular #4 Mesut Şen



Mesut Şen, 1944 yılında dünyaya gözlerini açtıktan 14 sene sonra, kolundaki saati 80 liraya satıp, tutkusu olan futbolun peşinden İstanbul’a gitmiş...

Mesut Şen, Galatasaray altyapısında oynarken bir arkadaşının yanına gezmek için geldiği Bursa’da, sıradan bir mahalle maçına dahil olup, o dönem henüz ortada olmayan Bursaspor’u oluşturan  parçalarından birisi olan Akınspor’un yöneticilerini büyülemişti. Akınspor’lu yöneticiler, 50 lira karşılığında bu büyük yeteneği Bursa futboluna kazandırmakta gecikmezken, Mesut da bunun karşılığını takip eden yılda gol kralı olup, Akınspor’u da şampiyonluğa taşıyarak görevini fazlasıyla yerine getirmişti.

Mesut Şen, Bursaspor için efsane denince ilk akla gelen isimlerden birisidir. Futbolculuk döneminde etle tırnak gibi oldukları Ersel Altıparmak ile beraber futbol oynadıkları döneme damga vurmuşlardır.

Yeşil beyaz’lı formayla Ay yıldıza uzanan ilk isim Bursaspor’un efsane futbolcularından Mesut Şen’dir. Bu davetin bir başka özelliği de Türkiye futbol tarihinde ilk kez 2. Ligde forma giyen bir futbolcunun milli takıma seçilmesiydi. O yıllar Bursaspor formasını başarıyla terleten Mesut Şen bir yandan da Milli Takımın vazgeçilmez oyuncusu olmuştu. Aynı sene askere giden Mesut Şen orada da Ordu Milli Takım’la ilk Dünya Şampiyonluğu’nu tadan Bursasporlu Mesut olarak anılacak ve tarihe geçecekti.

1964 yılı hem Mesut için hem de Bursaspor için imza atılacak tarihi zaferlerin temeli olacaktı. Ersel Altıparmak’ın katıldığı takımda Mesut ve Ersel, birbirini tamamlayan iki yarım gibiydi adeta. Mesut Şen, Türk futbol tarihinin o döneme kadar gördüğü en iyi sağ açık, Ersel ise adeta maestro niteliğinde bir orta sahaydı. Onların yeşil saha üzerinde oynadıkları futbol, futbol değil de sanki sekizinci sanat, ayakları ayak değil de sanki ucunda boya olmayan birer fırça, kontrollerindeki top ise top değil de sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir Ersel’e bir Mesut’e uçan kelebek... Bu ikilinin oynadığı futbolun methi o kadar yayılmış ki adlarına besteler yapılmış, onları izlemek için özel tribünler oluşmuş. Bursa dışından bu oyuncuları izlemek için öze seyirciler gelir ve Bursaspor nereye atak yaparsa o kalenin arkasına otururlarmış!

Ünlü Arjantinli futbolcu Osvaldo Ardiles'in ünlü topuk hareketiyle yaptığı çalımı, Ardiles'ten daha önce Türk futbolu'na kazandırmıştır. Eskiler bunu Ardiles çalımı olarak bilir. Yeniler ise ilhan Mansız'ın 2002 dünya kupası'nda Roberto Carlos'a yaptığı hareketten hatırlar. Ancak bu hareketin mucidi Mesut Şen'dir. Sağ açık mevkiinde görev yapar ve çoğu maç öncesi rakip takımın sol bek oyuncusu şüpheli bir şekilde sakatlanırmış. Bunun nedeni Mesut Şen karşısında madara olmamakmış. Bursaspor'un birinci lige çıktığı ilk sezonda oynadığı Fenerbahçe maçında sol bek Levent'i 2-3 kez üst üste geçerek kaleci Datcu'ya golü atmıştır. Bu golden sonra Datcu "nasıl yedin o çalımları" demiş, Levent ise "kolaysa sen gel tut" diyerek isyan etmiştir. Mesut Şen bu olayın ispatı olacak bir cümle kurmuş ve demiştir ki, "Ben bir futbolcuyu geçerdim, tesadüf demesinler diye dönüp bir daha geçerdim." Büyüklerimizden dinlemek güzel olsa da, keşke o zamanlara yetişebilseydim dediğim nadir Bursaspor forması giyen futbolculardan biridir.

Bir önceki yazımızda yer verdiğimiz İmparator Nejat Biyediç için;
http://bursasporbaskadir.blogspot.com/2012/04/efsane-bursasporlular-3-nejat-biyedic.html

22 Nisan 2012 Pazar

Vakıfköy'ün kupa & madalya canavarları

Bursaspor altyapısı olarak son 15 gündür yüz güldüren bireysel/takım halinde gelen şampiyonluklar göğüsleri kabarttı adeta. Süper Lig'de ki yayıncı kuruluş gazlı şampiyonluk yarışı gündemi işgal ededursun, biz burada her zaman olduğu gibi yine yeşil beyazlı gençlerimizin kazandığı başarıları elimizden geldiğince iletmeye devam edelim..

Taha Can ve Okan Deniz U19'a şampiyonlukla başladı...

Önceliği altyapının ağabeyi konumundaki 94 jenerasyonumuzun pırlanta gibi iki ismi Taha Can ve Okan Deniz'e verelim. U18 Milli Takımı'nın kaptanı Taha ve golcüsü Okan bu maç maratonunda bir kategori üste terfi ettirildi Milli Takım hocaları tarafından ve U19 Milli Takımı ile birlikte Croatia Cup'ta ülkemizi temsil ettiler. Oynanılan 3 maçta 6 puan alan Millilerimiz Croatia Cup'ı şampiyon olarak tamamladı. Oyuncularımızın ikiside üç maçta da forma giydi. Taha Can iki kez ilk 11 çıkıp  toplamda 175 dakika sahada kaldı. Okan Deniz ise bir kez ilk 11 çıkıp toplamda 180 dakika sahada kaldı. Okan Deniz ayrıca turnuvanın son maçında iki gol birden atarak şampiyonluğu getiren isimlerden biri oldu.

94 doğumlu bu iki gencimizden Taha'nın toplamda 36, Okan'ın 22 milli maçı olduğunuda hatırlatalım. Bir de unutmadan Emre Pehlivan'ın yaş grubu olan U19'a  gidememesi bir yaş küçüğü olan Taha ve Okan'ın gitmesi, Emre'nin biraz daha vites arttırması gerektiğinin bir göstergesi olmalı.

Oğulcan'dan milli formaya gollü 'merhaba'

U16 Takımımızın bu sezon attığı gollerle dikkat çeken  ismi ve Marmara Grubu'nun gol kralı olan oyuncumuz Oğulcan Çağlayan'da bu sezon ki çalışmasının mükafatını Milli Takım'a seçilerek aldı. Gürcistan'da düzenlenen U16 Development Turnuvası'ndaki iki maçtada görev alan genç golcümüz 2 maçta 2 gol kaydederek U16 Takımı'nın ulaştığı şampiyonlukta önemli pay sahibi oldu. Genç oyuncumuz bu sezon ligde 21 maçta 27 gol ile sürdürüyor form grafiğini ve bir üst kategorisi olan U17 Takımımız ile Türkiye Finalleri için Antalya'ya gidecek olan kadroda yer alması bekleniyor.


U15 'final sendromu'nu yıktı geçti!


Milli oyuncularımızın kazandığı şampiyonlukların ardından, akademi takımlarımıza geçelim. Geçtiğimiz sezon U14  olarak mücadele eden ve Türkiye Şampiyonluğu'nu finalde Trabzonspor'a kaybeden gençlerimiz bu sezonda finalde Fenerbahçe'ye kaybetti. Ancak Akademi Ligi Şampiyonluğunu kaybeden takımımız, daha da önemli olan Nike Premier Cup şampiyonluğunda Fenerbahçeden intikamını aldı ve şampiyon olarak Polonya vizesini kaptı. Maçın tamamında üstün oynayan takımımız 9.dakikada rakibini 10 kişi bıraktı, kazanılan serbest vuruşta kaptan Enes Ünal muhteşem bir frikik golü ile perdeyi açtı. Ardından Enes'in asistinde Utku farkı ikiye çıkardı. İkinci yarı oyunu rölantiye alan gençlerimiz maçın son dakikasında Ekrem'in golü ile skoru 3-0 olarak tayin etti.

Nike Premier Cup şampiyonluğu şüphesiz daha önemli bir şampiyonluk. Çünkü bu kupayla birlikte Nike Premier Cup Avrupa Şampiyonası'nda  Türkiye'yi Bursaspor U15 Takımı temsil edecek.  Avrupa Şampiyonası'nda ilk ikiye giren takımlar ise Dünya Şampiyonası'na katılmaya hak kazanacak. Bu takımımızın geçen sezon Kuşadası Cup'ta Southampton, Standard Liege, Chelsea, PSV, Wolfsburg, Herta Berlin gibi takımların altyapıları ile mücadele edip şampiyonluğa ulaşmıştı. Yani U15 jenerasyonunun Avrupa ve Dünya şampiyonasından iyi bir derece alması 'hayal' değil.

U17'de hedef yine Türkiye Şampiyonluğu

Geçtiğimiz sezon U16 olan ve Türkiye Şampiyonu olan jenerasyonumuz bu sezonda dolu dizgin devam ediyor. Geçtiğimiz haftayı maç yapmadan geçiren gençlerimiz en yakın takipçileri Fenerbahçe ve İBB nin birbirleriyle oynaması dolayısıyla bitime 3 maç kala oynamadan Marmara Grubu Şampiyonluğunu ilan etmişti. Bugün Körfez FK karşısında 5-0 sahadan galip ayrıldılar ve 'cepte' olan şampiyonluğa rağmen disiplinden ödün vermediler. Onlar için artık grupta iki formalite maçı kaldı ve ardından Türkiye Finalleri. Bu jenerasyonda en iyi olduklarını göstermek için tekrar sahaya çıkacaklar ve şampiyonluğu tekrar Vakıfköy'e getireceklerdir.

Batuhan Altıntaş bugün attığı 2 golle toplam gol sayısını 18 maçta 20 gole çıkardı. Sakatlığı nedeniyle bugün olmayan Furkan Soyalp ise 19 maçta 19 gol ile oynuyor. Bu ikili önümüzdeki yıllarda A Takım'ın yeni Batalla-Pinto'su olacaklarının sinyallerini güçlü bir şekilde veriyorlar. Ayrıca bu jenerasyonun kalecisi 95'li Okan Kocuk hafta içinde A2 Takımı'nın kalesini korudu. Bu sezon Harun Tekin, Serçan Şen ve Faruk'tan sonra A2'de görev alan dördüncü kaleci oldu Okan. Onun için önemli bir adım, Hocalarının bu şansı vermesi. Zaten o da Furkan ve Batuhan ile birlikte Milli  Takım'ın da oyuncusu. Bu üçlünün dışında takımın kaptanı Batıcan başta olmak üzere bu kategorinin Milli Takımı'na verdiğimiz oyuncu sayısının artmasını bekliyorum.

Altyapıdan bahsetmişken yazının sonunu bir abi/kardeş edasıyla ufak bir uyarı notuyla bitireyim. Sizler çok şanslı gençlersiniz bu takımın altyapısında yetişiyorsunuz, şu anda belki Vakıfköy'de (aşağıdaki resimdeki gibi) aşırı bir taraftar desteği görmüyorsunuz ama A Takıma yükselince hepiniz Vakıfköy patentiyle bu  taraftarın gözbebeği olucaksınız. Bu taraftarın hassas olduğu konuları gayet iyi bildiğinizi düşünüyorum, sosyal medyada biraz daha hassas olmak iki tarafıda daha memnun edicektir. Saygılar... :)


21 Nisan 2012 Cumartesi

Suskunlar



Şahsım adına beklediğimden çok kolay geçti maç yani maçın herhangi bir dakikası yenileceğimizi düşünmedim İstanbul Büyükşehir Belediye'ye. Geçen hafta Ertuğrul Sağlam kadroda rotasyon yapmıştı ve sonuç hezimet olunca gani gani de eleştirilmişti ama doğru bildiğinden vazgeçmedi bu haftada Batalla, Pinto, N'Diaye gibi takımın lokomotiflerini kenara alıp Okan Deniz, Musa Çağıran gibi 2 genç oyuncunun yanı sıra son haftaların en eleştirilen ismi Turgay Bahadır ile başladı.

Maça baskılı başlamaya çalışırken kornerden sonra çok iyi kontraya çıktı İ.B.B. ve Doka'nın ters taraftan ceza sahasına kat etmesiyle net bir vuruş imkanı buldu, golü yaptı. Ertuğrul Sağlam geldiğinden bu yana Bursaspor oyuncuları kontraya çıkan oyuncuları indirmiyor, futbolun güzelliklerini düşündüğümüzde bu etik bir hareket ama profesyonel bulmuyorum şahsen ben. N'Diaye dışında sorumluluk alıp yardıran oyuncuyu indiren bir adam olmuyor bu takımda. Geçen sene defansif ön libero oynayan Svenson bu senede Adem Koçak futbolun oyun kuralları içerisinde durduramıyorsa rakiplerlerini, ellerini kollarını sallayarak kat ediyorlar. Mesela Ersun Yanal takımları daha atağın başında pozisyonları faulle keserler basketboldaki "Yugoslav Faulü" gibi Türkiye'de atak başlangıcını kesen oyuncuya kart verme alışkanlığı olmadığı için ekmek yiyorlar, Ertuğrul Sağlam ise hiç yaptırmıyor neredeyse.

Golden sonra önde basmaya başladık Okan, Sestak, Wederson ve Turgay ile ki sonuç getirdi ya taç kullandık yada korner hatta bu kornerlerden birkaçında Wederson'un golü bulmaması içten bile değildi direk yaptığı vuruşlarla. Maç öncesi Adem - Musa orta sahasının üretkenliği tartışılıyordu haklı olarak yalnız şöyle birşey var ; Musa, N'Diaye ile yan yana oynamadığı maçlarda üretken olabiliyor. N'Diaye ile oynadığında oyun kurucu olarak Musa oynamıyor oyunun defansif yönünü oynamaya çalışırken ikisini birden oynayamama durumu oluyor ama Adem ile oynadığı maçlarda daha çok 3. bölgeye yaklaşıyor ve skora katkı koymaya daha çok yakınlaşıyor. Bugünde 1. ve 2. golde gollerin yarısını Musa'ya yazmak gerekiyor.

İlk golde Basser'in önüne çok güzel top attı ama Basser bitirici vuruşu yapamadı ama Rızvan ve Holmen işbirliğiyle golü bulduk. Stadyumda "Anonsçu" Sestak'ı seslendi gol sonrası ben moral amaçlı Sestak'ın adının söylendiğini düşünüyorum ki Sestak'ta gülerek cevap verdi bu olaya. Oyunun devamında da iyi olan taraf Bursaspor'du. İkinci golde de Musa'nın payı vardı bu sefer kaçırdığı adam Sestak'tı ki Anonsçuyu haklı çıkarmak için bu sefer ondan neredeyse 30 haftadır beklediğimiz golü attı. Sestak'ın golü atması hem kendisi için hem tribün için çok önemliydi gerçekten en sonunda mücadelesinin karşılığını gol ile alması herkesi mutlu etti.

2-1 den sonra oyunun kontrolü yine bizdeydi ama 44. dakika da Marcin Kus'un sürpriz şutuyla devreye 2-2 ile girebilirdik. Şahane şutu direği salladı bu vuruşu Holmen'in bundan önceki maçta direkten dönen topunu hatırlattı.

İkinci yarıya da aynı kadroyla başladık. İlk yarıda Metin Depe'nin oyundan çıkması sonucu orjin bir tane bile stoperi olmayan İ.B.B'yi savunmadan çıkarken yakaladı Turgay. Önce topu kaptı, Okan'a verdi, Okan vursa vururdu ama O'nu daha da büyütecek pası verdi ve Turgay golü attı. Turgay içinde böyle bir gole ihtiyaç vardı. Bursaspor'un gollerini "Suskunlar" atmış oldu böylelikle.

Golden sonra Ertuğrul Sağlam Okan ve Musa'nın yerine N'Diaye ve Batalla'yı aldı oyunun kontrolü kaybetmemek adına ama pozitif katkı koymadı bu değişiklik. Okan ve Musa'nın amatör ruh ve heyecan ile yaptıkları baskıyı aradık açıkçası zaten Bursaspor'a bu sene bir haller oldu. Maç içinde bir anda şalterleri indiriyor. Hem pas kanallarına hem oyuncular arasına elektrik gitmiyor öyle yavanlaşıyoruz bir anda. Bugün yine öyle oldu rahat rahat 5 e gidecek maçta kat etmeyen, hareket etmeyen, doğru yere kaçmayan oyuncuları sebebiyle öyle anlamsızlaştı oynadığımız futbol ve bir Bursaspor klasiği olarak yine son dakikalarda bir gol yedik 4 dakika da olsa rahat izlemedik maçın sonunu. Hiç sürpriz olmuyor artık bu şekilde yenilen rehavet golleri maalesef.

Maçın adamı kesinlikle Okan Deniz'di. Hafta başında Hırvatistan'da 2 gol attığı U19 maçı sonrası kupa kaldırıp dönmüştü Bursa'ya genç kardeşimiz Ertuğrul Sağlam'da belli ki bu emeğini formayla ödüllendirdi O'da bu şansı fazlasıyla iyi kullandı. Burada O'ndan bahsetmesem kendimden utanacağım ama bahsedince de nazara gelmesinden korkuyorum zira her beğendiğimiz oyuncuda "Oldum" havası oluveriyor ama Okan'ın futbola yaklaşımının daha farklı olduğunu biliyorum inşallah devam eder tabi iş yine Ertuğrul Sağlam'da. Eskişehir maçını alıp finale kaldıktan sonra bu "Süper Final" muhabbetinden "Süper Okan" çıkarır inşallah. Okan oyundan alındıktan sonra bütün stad aynı anda "Okan" sesiyle inledi, Okan'ın alkışlara alkış ile cevap verdiği anda tüylerim diken diken oldu. Okan Kardeşim için özkardeşim kadar sevindim böyle bir gün geçirdiği için.

Artık hedef Eskişehirspor maçı. Sezonun en önemli maçına çıkacağız çarşamba günü hem takım hem de tribün için ve umarım kazanan her iki manada da biz oluruz, finale yürürüz.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Efsane Bursasporlular #3 Nejat Biyediç


7'den 70'e tüm Bursasporlularda yeri apayrıdır İmparatorun. Nejat Biyediç denilince tüyler ürperir, boğazda birşeyler düğümlenir...

Ne zaman başımız sıkışsa "İmparator, gel" desek kırmaz bizi koşa koşa gelir. Nerede olursa olsun, ne durumda olursa olsun. Bursaspor ismi geçtiyse kalan herşey önemsizdir onun için.

Yabancıdır bizlere, ancak bizden biridir adeta. Hayatım boyunca unutmayacağım efsanemdir benim.

Futbolculuğuna erişmeye yaşım yetmesede, Adamlığı ve Bursasporluluğu ile hiçbir zaman unutamayacağım isimdir...

Affınıza sığınarak, İmparator Nejat Biyediç;




(d. 24 Eylül 1959 Mostar- ö. 15 Ağustos 2011 Mostar)

Bursasporumuzun hem efsane futbolcusu hem de efsane teknik direktörüdür.

Biyediç, 1986-1987 sezonunda 27 yaşında Bursaspor'un yeni golcüsü olarak transfer oldu. 1987-1988 sezonunda attığı 17 gol ile Bursaspor'lu bir oyuncunun bir sezonda ulaştığı en yüksek rakama ulaşarak Bursaspor tarihine geçmeyi başardı. Bursaspor’da top koşturduğu yıllarda attığı goller ve oynadığı başarılı futbolla "İmparator" lakabını alan ilk ve son efsane isimdir. Ayrıca Türkiye’de ilk imparator lakabını alan yabancı isimdir İmparator Biyediç.

İmparator özellikle etkili kullandığı serbest vuruşları ve rakip kalelere attığı sert şutları ile ünlüydü. Dört sezon boyunca aralıksız olarak Bursaspor formasını giyen Nejat Biyediç orta saha oyuncusu olmasına rağmen ligde oynadığı 125 maçta toplam 41 gol atmayı başardı.

Yaşım itibari ile hatırlamasamda anlatılanlar bambaşkadır İmparator için. Herkesin anlattığı ve bizimde videolardan izlediğimiz bjk kalecisi Zalat’ı secdeye yatırışı unutulmazlar arasına girmiştir.

Bursaspor'da takım kaptanlığı yapan ilk yabancı oyuncu olan Biyediç, 1990-1991 sezonu başında 31 yaşında jübile yaparak futbolu bırakmıştır. Daha sonra takımın kötü gidişi üzerine sezon içinde 7 maçta daha forma giymiştir.

İmparator, 1994 yılında Bursaspor’a Nevzat Güzelırmak’ın yardımcısı olarak geri dönmüştür. Yardımcı antrenör olarak başladığı sezonda, teknik direktörlük kariyerinde işler pek de yolunda gitmeyince istifa eden Güzelırmak'ın yerine takımın teknik patronu olmuş ve Bursaspor'un 1994-1995 sezonunu lig altıncısı olarak bitirmesini sağladı.

1995-1996 sezonuna yaptığı flaş fransferlerle dikkat çeken Nejat Biyediç, yabancı futbolcuları Ivko Gançev, Elvir Baljiç, Majid Musisi, gurbetçi golcü Ercüment Şahin ve Selim Özer ile başarılı maçlar çıkarttı.

Lig altıncısı olarak, ilk kez düzenlenen İntertoto Kupası'na katıldı. Önce grup maçlarını oynayan yeşil beyazlı ekip İngiltere'nin Londra takımı Wimbledon'ı 4-0 –ki bu sonuç bir Türk takımının, bir İngiliz takımına karşı en farklı galibiyetidir- , İsrail'in Beitar Jerusalem FC takımını 2-0, Belçika'nin Charleroi takımını 2-0 yenmiş, Slovakya'nın MFK Košice takımı ile 1-1 berabere kalarak grup birincisi olmuştur.

İlk eleme turunda Yunanistan'ın OFI Girit takımını 2-1'le eleyen Bursaspor, Almanya'nın Karlsruher SC takımıyla eşleşmiştir. Atatürk Stadyumu'ndaki maçın normal süresi 2-2, uzatma devreleri ise 3-3 sonuçlandı. Penaltı atışları sonucunda turu geçen taraf 9-8 üstünlükle Karslruher olmuştur.

İntertoto Kupası'nda gösterdiği başarılı performansla teknik direktörlük kariyerine ciddi bir başlangıç yapan Biyediç, bu karşılaşmalarda sergilenen futbol ile Bursaspor'u bir anda Türkiye'nin gündemine taşımıştır.

Her çağrılan dönemde ikiletmeden gelen bir sevdaya sahipti İmparator. Bursaspor’un O’na, O’nunda Bursaspor’a ihtiyacı olduğu her dönemde yanında oldu. “İmparator, sıkıntıdayız gel” dendi, İmparator bu cümleyi duyar duymaz kapıda belirirdi. Bu yüzdendir ki tribünlerden her defasında bu tezahürat yükselirdi,

Ne Maradona ne Gulit ne Stojkoviç

En Büyük Nejat Biyediç

İmparator… İmparator…

Sensiz olmaz Bursaspor…

Bursaspor tarihinin kara günlerinde son 5 hafta kala ‘İmparator, gel’ dendiğinde yine takımının ve sevdasının başına, sormadan geçti. Sezonu 5 galibiyetle kapatsada oynanan oyunlar sonrası tarihi çınar 1.lige veda ederek 15 Mayıs 2004 yılında küme düştü.

Geçirdiği rahatsızlık sebebiyle uzun süre futboldan ve Bursaspor'dan ayrı kalan İmparator yeşil sahalara adına açılan futbol okuluyla yeniden döndü. Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi ve Nejat Biyediç'in işbirliğiyle “DOSAB-Nejat Biyediç Futbol Akademisi” kuruldu. Biyediç, uzun yıllar hayalini kurduğu futbol okulunda antrenörlük yaşamlarındaki tecrübelerini, bilimsel çalışmalar ışığında genç nesillere aktardı.

Kan kanseri nedeniyle uzun süredir tedavi gören Nejat Biyediç, ölümününden 10 gün önce kendi isteğiyle memleketi Mostar'a gitti. Babasıyla birlikte kendisine ait evde kalan teknik adam, Bursa'da kendi adına açılan futbol okulunun sezon açılış törenine de rahatsızlığı nedeniyle katılamadı. Biyediç, 14 Ağustos 2011 tarihi gecesi ağırlaşarak hastaneye kaldırıldı. Efsane futbolcu tüm müdahalelere rağmen 15 Ağustos 2011 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Nejat Biyedic'in cenazesi memleketi Mostar'da toprağa verildi. Cenazeye kulübümüz adına katılımda gösterilmiş ve çok sevdiği Bursa’dan mezarı için toprak ve forması götürülmüştür.

Bursaspor forması giymiş eski isimler, son bir veda ve İmparatora vefa için tekrar Yeşil-Beyaz formayı giydiler. Bu isimler arasında; Recep Altepe, Okan Yılmaz, Mehmet Tezcan, Ahmet Suphi Evke, Erkan Öncel, Ender Alkan, Şenol Karagöl, Mirza Varesanovic, Adnan Örnek, Faruk Korkmaz, Mustafa Gönden, Ercüment Şahin, Cemal Vardar, Selim Özer, Ümit Şengül, Mehmet Çetin, Çetin Kahraman, Ersel Altıparmak, Serkan Rençber, Deniz Kolgu, Mümin Kaşmer, Şenol Ulusavaş, Faruk Korkmaz, Recep Çetin, Mutlu Topçu' da vardı.

Aramızdan ayrılmış olabilir ama Unutulur mu hiç Nejat Biyediç?


http://www.bursasportv.com/Videoizle/index/videox/sKehnQ%253D%253D

Bir önceki yazımızdaki efsane ismimiz Hasan Bora için;
http://bursasporbaskadir.blogspot.com/2012/04/efsane-bursasporlular-2.html

Ayrıcalık Değil, Eşit Adalet


Ligdeki 34 haftalık tiyatro son buldu ama turneler hala devam ediyor. Binbir çeşit dalavere ile çıkarılan Play Off sistemide geçtiğimiz hafta sonu başlangıç düdüğü çalacaktı ki ilahi kudret buna müsade etmedi.

Zamanında bizde o stadyumda bir maç oynadık ki; o zaman bizim futbolcumuz olan Sercan çalım atacakken top suya saplanıyor ve Sercan sadece düz koşu yapabiliyordu keza diğer forma giyen futbolcularımızda. Neyse bu konuyu fazla uzatmaya gerek yok. Asıl meselemize giriş yapalım ufak ufak...

Dün Bursa basınının tanınmış isimlerinden “Serkan Yetişmişoğlu’nun” yazdığı ‘Kıvırın Bakalım’ başlıklı yazıdan sonra –yazıya buradan ulaşabilirsiniz- sanal alem çalkalanmaya başladı.

Biz Bursaspor taraftarlarının başlattığı #kivirinbakalim hastag’ini üzerlerine alındılar ve uzman oldukları dalda yani ‘kıvırma’ da onların üstüne kimse olmadıklarını tekrar gösterdiler, yine birbirlerine düşmeye başladılar.

Biz düşüncelerimizi o etiket aldında yansıtırken birden önceki akşam sahaya atlayan jimnastik kulubü taraftarlarının emniyet ifadeleri ajanslara düştü. İfadelerinde şu cümleyi kurmuşlar

‘sahaya biz girmedik, ittiler düştük.’

Bakın şunu aklınıza sokun. Bizim bu düşüncelerimiz kimsenin takımına, taraftarına değil. Biz ‘Bizans’ derken; bir şehirden, bir kaç takımdan değil. Bir ‘zihinsel yapıdan’ bahsediyoruz. Bu tip düşüncelere sahip olan bir Anadolu takımı ise, bizim için o ve onun gibilerinde diğerlerinden bir farkı yoktur.

Biz ayrıcalık değil eşit adalet istiyoruz!

Diğerleri birbirlerine laf sokmak, birbirlerine hakaret etmek için pankart hazırlarlar ve onları içeri sokarlar, biz sadece Sevdamızı haykırırız fakat bir engelle karşılaşırız “Yassah Gardaşım” derler. Sonra tartışırsın terörist olursun, çapulcu olursun...

Her gittiğin deplasmanda hayvan muamelesi görürsün. Kendi stadına girerken yine hayvani muamale ile karşı karşıya kalırsın. Rakip takım kışkırtır jopu-biber gazını sen yersin, deplasmana gidersin yine jopları-biber gazını sen yersin.

Sokaktaki çocuğun bile herşeyin farkında olduğu bir dönemde, kendini bilmez kişiler tarafınca ‘ben bilirim, ben yaparım’ mantığı ile hareket etmesinden doğan 7 Mayıs günü stadyum çevresindeki olaylar sonrası alelacele toplanan ve hatırladığım kadarı ile;

“Türk futbolunda kırılma anları yaşıyoruz. Bu tip olayların yaşanmaması için elimizden gelen çabayı gösterip, gereken cezaları vereceğiz.”

Söylemlerinde bulunan insanların hala neden ortaya çıkmadıklarını merak içinde bekliyorum (aynı isimlerin değil, aynı zihindeki isimlerin çıkmasından bahsediyorum).

O kadar savunduğunuz 6222 sayılı kanununuzun getirileri nerede? Hani herşey düzelecekti, hani bu kanun yepyeni bir sayfa açacaktı? Ne oldu? Herşey sarpasardı değil mi? Bugüne kadar bir çok kırılma anı yaşadık, neden Bursaspor taraftarlarından başka hiçkimse ceza çekmedi? Bu yasa plakası 16 olan şehre mi ait? Madem bu yasa sadece bizim yasamız o zaman maddeyi 6222 değil 1616 yapın kardeşim! Madem bana özgü birşey bu sayısıda bana özgü olsun. Bu kadarını çok görmeyin bizlere!

Bu olayların başlangıcı biliyorum ki “16 Mayıs 2010” gününe dayanıyor. O gün sizin tıkır tıkır işleyen çarkınıza çomak sokmasaydık hala herşey sütliman devam ediyor olacaktı, değil mi?

2004 yılında yaşananları tekrarlamayacağım, o dönemde konuşulanlar ortaya çıkmışken üzerine gidilmedi ve olan yine bize oldu. O zamandan bu zamana kadar geçen sürede ilk defa şike muhabbeti bizim şampiyonluğumuzdan sonra patlak verdi. Ve savcının hazırladığı iddianamede ilk oynanan oyun İ.B.B.- Bursaspor maçına dayandığı ortaya çıktı. Ve biz onca yapılmış şikeye rağmen geçen sezonu 3.bitirdik alnımızın akıyla. İlk iki takımın adı iddianamede yer alırken ve herşey ortadayken neden hala cezaları veremediniz? Madem ceza vermeyeceksiniz neden bunları açığa çıkarıp en büyük zevkimiz olan futbolu zehir ettiniz? Başımıza binbir çeşit olay çıkardınız sırf insanlar başka şeylere yönelsin diye play off ile başladınız dalaverelerinize, sonra insanlar onu konuştu ama baktılarki daha play offa çok var hadi bayanları devreye sokalım dediniz ve seyircisiz cezala alan tribünlerin kapılarını bayan ve çocuklara açmaya başladınız –şüphesiz, işe yarayan tek kararınız buydu-

58.madde dediniz o da tutmadı. Zamanında çıkan bir yasa için çok ağır dediniz, arkadaş madem ağır neden çıkardınız zamanında? Siz yapmadınız mı bunları? Yoksa birileri 5.elementi mi uydurdu?

Baktınız yine olmadı biz bu işi çözeceğiz dediniz ama aradan 2 hafta geçmeden ‘Laaaps’ diye istifa ettiniz? Madem gidecektiniz neden zamanında ‘devam’ dediniz? Yani O’da tutmadı.

Sonra baktınız olmadı play off’ta değişiklik yaptınız, sonra arada kalanlar takımlar ne olcak ki dediniz, spor toto kupası diye birşey çıkardınız. Ama o da tutmadı.

Madem play off çıktı neden Samsunspor bir çırpıda küme düştü? Onlarında bir hakkı olamaz mıydı arkadaş?

Gördük ki Play offunuzda tutmadı! Senede bir kez karşılaşan takımların her hafta karşılaşması pek mantıklı değilmiş değil mi? Tutmadı arkadaş! Neye elinizi attıysanız kuruttunuz, Maşallah dediğiniz play off, 1 hafta bile yaşayamadı!

Kendi içimizde halletmemiz gereken bir şike mevzusu varken dün gördüğüm bir haberle yine kahkahalara boğuldum.

“Euro 2020'ye resmen aday olmuşlar”

Olmuşlar diyorum, çünkü beni temsil eden bir yapı değil başımızda bulunanlar. Ben onları kesinlikle kabul etmiyorum!

Arkadaş herşeyi hallettik, bi 2020 kalmıştı almadığımız değil mi? Federasyon başkanı ve devlet erkanı 5 sene gitmeyelim nolacak ki derken, üstüne 2020 ye aday oluyorsun.

Arkadaş sen şike yapılan bir ülkesin, millet adı şikeye karışıyor diye intihar ederken sen göbeğini kaşıyorsun. Millet delile bakmadan çat diye düşürürken sen kılını dahi kıpırdatmıyorsun, bunları yaparken yüzünde kızarıklık dahi olmuyor.

Şimdi bunların hepsini görmezden gelip 2020’yi bize mi verecekler. Gelenlerin hepsi yer bildiriminde ‘Şikenin başkentindeyiz’ demeyecek mi?

Oturun ve sadece işinizi yapın ve bu işleri yaparkende objektif olun ve ona göre kararlarınızı alın!

Tekrar belirteyim;

Bizim tepkimiz mantaliteye, bu kafa yapısına, bu tip örümcek zihinlere. Milletin dalkavukluğunu yapanlara. Kalemi satılmış gazetecilere. Kamerası satılmış kuruluşlara. Cümleleri satın alınmış yorumculara. Düdüğü satın alınmış hakemlere. Bir cümle kurarken objektif olamayan karaktersizlere. Kendileri yapınca “kendini bilmezler” biz yapınca “teröristler”, “bunlar derhal yakılmalı” diyen kanı bozuklara. Ne olduğundan haberi dahi olmadan Bursa’da oynanan Diyarbakır maçı sonrası bizleri bölücü ilan edip Diyarbakır formasıyla haberleri sunduktan sonra, Diyarbakırda ki olaylar sonrası sessiz kalan hesapta duayen olan habercilere! 17 Mayıs 2010 günü Bursa’da çıkardığı baskıya farklı, diğer illerde çıkardığı baskıya farklı manşet atan kelimelerin kifayesiz kaldığı kurumlara!

Bu ülkede yasaların sadece bize işlemesini istemiyoruz. Madem bir ceza var bunu herkes görürken sizler kafanızı kuma sokmayın ve deve kuşu taklidi yapmayın.

Ne demiş Hz. Mevlana "Doğrul, devril ama eğilme!". Siz ve sizin gibilere rağmen biz her zamanki gibi DİK duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Siz ve sizin gibilerin daima karşısında olacağız!

At gözlüklerini çıkarın ve ona göre davranın!

15 Nisan 2012 Pazar

Sorun; Mental...



Daha üzerinden 3 gün geçmeden aynı rakip karşısında uydurulan 5.element olan Süper Final ilk karşılaşmasına çıktık.

Ligdeki iki karşılaşmada da boyun eğdiğimiz belalımız Sivasspor’u , hafta içi kupa karşılaşmasında 4-1 mağlup ettik. Ve ligdeki maçların intikamını bu şekilde kupada yarı finale yükselerek aldığımızı düşünüyorum.

Formda olan Sivasspor’u bu skorun etkileyeceği ve bu maçı en iyi ihtimalle berabere kalarak atlatacağımızı düşünüyordum ki ağır bir mağlubiyet aldık.

Bu mağlubiyetin en büyük sebebi “mental”… Akıllar hala kupa maçında kalmış besbelli. Yoksa üzerinden kısa bir zaman geçmişken aynı rakibe karşı oynayan aynı oyuncuların bu denli pasif kalmasının başka bir açıklaması olamaz herhalde.

Süper final hakkında düşüncemi daha önceden söylemişimdir. Bu maçları öylesine oynayalım, yedek oyuncuları görelim, çıkarabildiğimiz kadar tadını çıkaralım. Çünkü bu Süper finalden Avrupa’ya gitmek kadar hayal ürünü başka bir şey olamaz bence. Yapacağın 6 maç sonunda kendi grubunda en iyi puan toplayan takımı konumunda olacaksın, sonrada üst gruptan gelen sonuncu takımla final maçı oynayacaksın ve sonrada Avrupa liginde ön elemeler oynayacaksın oynayacaksın oynayacaksın…

Devam eden ve şu anda en büyük hedefin olan Türkiye kupasında yarı finaldesin ve rakibin Eskişehir. Ayrıca Eskişehir Süper Final’de de rakibin. Şimdi Es es’i yarı final karşılaşmasında bi’ defa mağlup edip finale çıkmak mı? Yoksa Süper Final grubunda galip gelip hikayeden maçlara devam mı etmek?

Bende Süper Finalde yine Mehmet Sak’a, Ahmet Arı’ya, Yavuz’a, Musa’ya, Barış’a, alttan Emre, Tahacan, Okan vs. isimlere şans verelim onları görelim. Ama Yarı Finalde Eses’i geçip finale kalalım.

Bu maç hakkında beni üzen tek şey; sahada kendinizi göstermeniz gerekirken, en son forma giydiğiniz maçı dahi aratmış olmanız. Ve forma giyen oyuncuların sadece 90 dakika duralım ve gidelim der gibi sahada gezinmesi.

Beyler kötü oynayabilirsiniz, formsuz olabilirsiniz, ama bunların hepsi mücadele etmemeniz gerektiğini belirtmez. O formanın içinde 1 saniye bile olsa terini gerekirse kanını akıtmayı bekleyen ve arzulayan binlerce sevdalı var…

13 Nisan 2012 Cuma

Atatürk Stadyumu'ndan ellerinizi çekin!

Şu aralar sıkışık maç trafiğimizde arada unutulduğunu düşündüğüm bir konuya değinmek istedim. Son iki senedir Bermuda şeytan üçgenine dönen yeni stad-Belediye Başkanı-yalanlar mevzusunda hafta içi yeni açıklamalar geldi. Belediye Başkanı Recep Altepe DHA'ya verdiği röportajında şu sözleri sarfetti ; "Bu stat bitince eskisine kimse bakmayacaktır. Eski stat tamamen yıkılacak. Orası meydan olacak. Bursa'nın meydanlara ihtiyacı var. Şehrin meydanı yok. Kavşakta, yollarda tören yapıyoruz. Hükümetin buraya 50 milyon TL yardım göndermesinin amacı da oranın meydan yapılması şartıydı. Yeni statla birlikte Bursa'da yeni bir dönüşüm yaşanmış oluyor"

Şimdi tek tek sözlerle başlayalım...

 ''Bu stad bitince eskisine kimse bakmayacaktır'' 
Sayın Altepe'nin 'Eski' diye tanımladığı stad Bursaspor'un senelerdir yükünü çeken nice başarılar kazandığı ve 16 Mayıs 2010'da tarih yazarak şampiyon olduğu ertesi günde kupayı kaldırdığı BURSA ATATÜRK STADI ! Daha da aydınlatıcı olması amacıyla Başkan'ın anlayacağı tarzda ifade edecek olursak yerel seçimlerden önce üzerine 5 tane  proje çizdirdiği ve çizilen 5 projeninde yerinde yenileme projesinin olduğu Bursa Atatürk Stadı...

 ''Eski stat tamamen yıkılacak. Orası meydan olacak. Bursa'nın meydanlara ihtiyacı var. Şehrin meydanı yok. Kavşakta, yollarda tören yapıyoruz.''  
Bu da işin diğer ilginç tarafı... Şehirin meydanı yokmuş, kavşakta tören yapılıyormuş. 2004-2009 arası Osmangazi Belediye Başkanlığı, 2009'dan bu yana Bursa'nın Belediye Başkanlığını yapan bir insan  tören yapmak üzere meydan yaratmak için yıkacak Atatürk Stadı'ndan başka yer mi bulamıyor ? 8 senedir bu kentin meydan ihtiyacı yoktu da şimdi mi çıktı ortaya bu ihtiyaç ?  Seçimlerden önce - seçimlerden sonra diye iki perdelik bir oyun izliyoruz resmen..

''Hükümetin buraya 50 milyon TL yardım göndermesinin amacı da oranın meydan yapılması şartıydı.''
İşin bir de Hükümet boyutu var  tabi ki. Seçimler öncesinde helikopterlerle stad yeri beğenmeyle başlanan gösteri, Başbakan'ın Bursa mitingi öncesi ''Bursa'nın yeşil alana ihtiyacı var, yeni stad yapılınca Atatürk Stadı'nı yıkacağız''  söylemi ve ardından TV başında beni utandıran, meydandaki Bursa halkından yükselen alkış sesleri....

Burdaki çelişkiler yaz yaz bitmez... Atatürk Stadı'ndan istenen nedir ? Başbakan'ın dediği gibi yeşil alan mı yoksa Altepe'nin dediği gibi törenler için meydan mı ?  Cevap yeşil alan ise stadın hemen yanındaki 40 hektarlık Kültürpark'ın yanına yeşil alan yapmanın mantıklı bir açıklaması var mı ? Eğer yapılmak istenen meydan ise, senelerdir bu camianın simgesi olan Atatürk Stadı'ndan başka yıkacak yapı bulamadınız mı ?  Sonuç olarak ortaya Kent Meydanı gibi bir beton yığını çıkacaksa (ki benim görüşüm bu yönde) bu vebalin altında ezileceğinizi unutmayın.

''Yeni statla birlikte Bursa'da yeni bir dönüşüm yaşanmış oluyor"
Son olarak kapanışı bu sözle yapalım. Umarım Bursa'nın yaşayacağı dönüşüm verdiği sözleri unutan, şehrin en büyük değerinin cefasını çeken insanlara sırt çevirip tabela dernekleri ile işbirliğine giderek taraftarın görüşünü yanlış aksettiren ve pazarlığı dahi söz konusu olamayacak Atatürk Stadyumu gibi değerlere Hükümetten ''şartlı'' para transferleri ile pazarlık konusu yapan insanlardan kurtularak başlar...

*Memlekette ilk defa bir siyasetçi görüş değiştirmiyor (biraz daha açık tabirle; yalan söylemiyor) bunun farkındayım bu işin doğasında var bu. Ben yeni stada da karşı değilim, hele ki inşaatı belli bir seviyeye kadar ilerlemişken ama Atatürk Stadı'nı Bursaspor'a devretmeyerek yıkmaya kalkan zihniyetin sonuna kadar karşısındayım...

Karnaval Yeri

Öğleden sonra 14.30 civarı renklerin peşinden düştük yollara. Kocaeli belediyesi sesimizi önceden duymuş olacak ki , Teksas Konvoy tek sıra tabiri caiz ise ip gibi olsun diye otoyolu tek şeride indirmiş tabi ki yol çalışmasından dolayı...

Oradaki arkadaşlarla görüşmek için erken gittik stadın oraya, hesapta erken gittiğimizi sanmışız biz. Stadın çevresi sanki Arap Parkı mübarek. Her yer Yeşil-Beyaz, sanki bayram günü adeta karnaval yeri. Bu manzarayı görünce içeride oluşacak tribün görüntüsünü düşününce iyiden iyiye heyecanda bastı bizleri.

Arkadaşlarla buluşup ufak bir sohbetten sonra pankartı asmak için biraz erken girelim dedik tribünlere, dakka 1 gol 1 ;

“YASSAH KARDEŞİM, SOKAMAZSIN!” , “Pankart almıyoruz.”

Rakibi tahrik eden yazı vs.söz konusu değil, pankart sadece bir cümle ama amirin karşılığı tek kelime “YASSAH”...

Millet sürtmeye geldik der. Rakibine binbir çeşit laf sokar. Onlar içerde yerini alır fakat bizimkiler alınmaz. Gerçi biz bu muameleye alışkınız. Neyse tadımızı kaçırmaya hiç gerek yok...

Tribünlerde yerimizi aldık ve maç saatini beklemeye başladık, maçın başlangıç düdüğü ile coşku tavan yaptı ve kale arkasında muhteşem bir şov başladı.

Aldığım duyumlara göre güzel bir kareografi hazırlanmış ve her zamanki gibi O’da içeri alınmamış.

Sis bombaları, torpiller derken coşku had safhaya tırmandı ve tribünler maça güzel bir başlangıç yaptı. Maç esnasında yapılan yorumlar ve bugün gördüğüm bir kaç yorumdan sonra şunu belirtmek istiyorum. “Eğer önümüzdeki kaleyi Sivasspor koruyor olsaydı, şu anda yazılan ve söylenenler 32 kat daha fazla olacaktı. Yaşanan bu olaydan sonra, tribünde görsellik esastır diyerek şov yapan takımın taraftarları kendi kalesi, rakip kale diye ayırım yapmadıkları için teşekkürler denmesi gerekirken, yine kürekle sırta vurma çabalarına devam etmişler. Gerçekten yazık sizlere.”

Tribünlerdeki coşku ile beraber Batalla sürpriz dedi ve perdeyi açtı. Batalla ve o saha hakkında merak ettiğim bir şey var, sıkılmadın mı arkadaş aynı kaleye aynı golleri atmaktan? Derken Batalla’nın alda at dercesine attığı toplara Pinto’nun at dersinde atmam mı dercesine vuruşlarından sonra ilk yarı 3*0 lehimize sonuçlandı. Uzun zaman olmuştur bu kadar rahat maç seyretmeyeli. Maçın normal süresinin ve uzatma devresinin 0*0 biteceğini beklerken ilk yarının 3*0 önde kapanması aşırı derecede rahat ettirdi Yeşil-Beyaz’a gönül verenleri.

İkinci yarının başlama düdüğüyle oranın karnaval yerine dönmesi gerekirken yan taraflardan çök-çök sesinin gelmesi bir hayli şaşırttı. Ufak bir diyalogdan sonra derdimizi anladılar eşlik etmeselerde ayakta durmayı tercih ettiler.

Sivasın golü ile biraz bocalatsada takımı, dakikalar geçtikçe skor avantajıyla beraber gelen rahatlama tribündeki coşku ve şovlardan sonra gelen 4.gol sonrası film bitti ve sahada kamera arkasında yer alan görüntüler yer almaya başladı.

Maça dair söylemek istediğim bir kaç hadise var;

Sol tarafta yapılan bir müdahale sonrası, Turgay’ın ısınırken yan hakeme verdiği tepki çok güzeldi. Bu takım için yüreğini ortaya koyanlardan bir tanesi Turgay Bahadır. Belirli bi yeteneği olsada koca bir yüreği var bu Adamın!

Pinto’nun attığı ilk gol sonrası sevinirken elini telefon olarak kullanmasına dayanamayan yedek oyunculardan bir tanesi kramponunu fırlattı ve Pinto’nun o meşhur büyükannesini aradığı gol sevinci böyle gerçekleşti.

Baktığımızda çok ufak birşey gibi gözüksede kısa zamanda bir futbolcunun takıma ne kadar uyum sağladığının, ne kadar sevildiğinin göstergesi olarak kabul edilebilecek davranış bana göre.

Atılan ilk gol şampiyonluk senesinde muhteşem geri dönüşe örnek olan aynı sahada aynı kaleye atılan ilk golü hatırlattı, ve atılan son gol ise bana şampiyonluk senesinde son maçta atılan ilk golü hatırlattı. Bunların toplamında ise ortaya çıkan gerçek;

“O Kupa Bursa’ya Gelecek!”

Bizden ne isteniyor anlamış değilim. Sevdanın peşinden koşan insanlara neden bu kadar eziyet çektiriliyor? Biz bazıları gibi bulunduğumuz şehirde toplanıp maça gitmiyoruz, biz Bursa’dan yola çıkıp Arma neredeyse onun peşinden yollara düşüyoruz. Ama siz önümüzde hep set olmaya çalıştıkça, biz daha da güçlenip yine geleceğiz. Madem yasaklıyorsun, giderkende bindirmiceksin kimseyi, gelirken gel ama dönüş yolunda ‘Yassah kardeşim’ demeyeceksin!

Feribotu kapatın ne yazar? İzmit’i kapatın ne yazar? Bolu’dan gelir, yine geliriz!

Adım Adım, Adam Adam; Finale!


Üst üste bir rakibine 3 defa yenilmek olmazdı, artık bazı şeyleri değiştirmen gerekiyordu. Maça hızlı başlayan Bursaspor taraftarıydı takımı ateşlemeyi "Ateşli" nesnelerle yapmayı tercih ettiler ve bu pası aldı Bursaspor, soldan Wederson net kesti daha net Batalla vurdu. Aynı şampiyonluk senesinde meşhur Kadıköy maçında olduğu gibi. Maç öncesi taktik maçı olacağını yazmıştım bu gol onun resmi gibi oldu. Bekleriyle destek veren Sivasspor'da ortadaki tandem sürekli değişiyor ve yerini kaybediyor, uyum problemi hat safhada Wederson'un savunmanın arkasına sızması Batalla'nın göbekten hareket edişi ve adamını kaybettirişi. Klasikleşen bir Batalla golü oldu bu aslında.

Bizim için skora avantajıyla başlamak önemliydi maça zira 34 haftalık Sivasspor'un özeti "Aga bu takım gol atar"dı. Açıkçası kupa maçı olduğu için golden sonra savunmaya dönsek daha kontrollü çıksak da olur bu kadar şahane oynamasakta canım sıkılmazdı ama böyle olmadı Gaziantepspor maçında aktif dinlenen takım ve başta penaltıyı kaçıran Batalla oynamaya gelmişti besbelli. Sestak'ın hırsı, hızı ve yediği bunca tekmeye rağmen oyuna konsantrasyonu harikaydı. Maç öncesi ekstra bir performans lazım diyordum, bu sayı 1 de kalmadı ve çok rahat bir galibiyet oldu. Bu performanslara değinmek gerekirse;

Misal Wederson, 1 gol 1 asistlik katkı koydu. Ligde Wederson'un yerine altetnatif diye söylenen sol bekleri izledim kupa maçlarında kimse kusura bakmasın tüm kademe hatalarına rağmen ne Hasan Ali ne de Ziya takımına Wederson kadar hücum katkısı koyamıyor. Yine N'Diaye, sahada basmadık çim tanesi bırakmadı herhalde çokça da kaleyi düşündü ama kale onu hiç düşünmedi. Ve Adem, sezona çok iyi başlamıştı, ayın oyuncusu seçilmişti ve ardından gelen sakatlıkla bir daha dönüş yapamadı. Dün her kademede, her adamın önünde vardı. Erman gibi bir oyuncuyu sahadan sildi desek yeridir. Savunma anlamında en güvendiğim adam Basser, Ekigho ve Stoch performansından sonra Grosicki'yi bitirdi dün gece zaten bu sene savunma anlamında sadece Shelton'a karşı zorlandığını söyleyebilirim onun dışında savunmada maşallahı var. Dün taktik gereği hiç çıkmadığını düşünüyorum zaten skor avantajını da erken ele geçirince Grosicki'ye alan bırakmamak için daha limitli oynadı ve çok başarılıydı. İbrahim Öztürk ayağına top vermediğin müddetçe ligin en iyi markaj yapan oyuncusu bence ama top kullanmasına izin verince "Dikkat hata yapabilir!" haline geliyor. Serdar dün eksiksiz ve dengeliydi böyle bir Serdar izlemeyi özlemişim, top kullanmayı da öğrense Türkiye dar gelecek ama bu haliyle biraz zor. Hakan Aslantaş dün gecenin sıradan isimlerinden biriydi, ayağında tehlikeli yerlerde çok top tutuyor öyle ki Beşiktaş maçını aklıma getiriyor bu pozisyonlar. Dünde hücuma çıkarken pas hatası yapıp alanını boş bıraktı ama Serdar çok konsantreydi dün akşam tehlike oluşmadı. Carson içinde şöyle bir durum var, Gaziantepspor maçını saymazsak kaleye isabet eden tüm şutlar gol oluyor son dönemde ve bu gollere yapacak hiçbirşeyi olmuyor. Dünde Ömer Erdoğan'a çarpan top ters köşe yaptı Carson'u. Büyük Kaptan'da bu sene Şampiyonluk senesinde attığı golleri hesaptan düşüyor etti 2 :) İbrahim Öztürk'te bir sakatlık olmadıysa Ömer Erdoğan değişikliğini doğru bulmuyor açıkçası yani Sivasspor'un doldur boşalt yapacağını düşünüp Enaramo'ya karşı Ömer Erdoğan hamlesi yapıldıysa bence doğru bir hamle olmadı. Turgay, dün daha arzuluydu golün başlangıç pası iyiydi, yine Batalla'ya güzel top verdi son dakikada ama olmadı. Turgay'ın yetenekleri kısıtlı eyvallah ama ona kısıtlı roller verilirse mesela geride olduğumuz maçlarda oyuna kurtarıcı olarak girmezse daha faydalı olabilir gibi geliyor bana zira böyle durumlarda fazla fazla sorumluluk alıyor ki bunda da başarısız olunca hem kendisi hem de tribün bozuluyor. Mehmet Sak, az oynadı ama sırıtmadı.

Batalla ve Pinto için ayrı bir paragraf içinde yazmak gerekiyor. Dün gollerin ortak noktası İspanyolca'ydı gol anlamında aynı dili konuştuk dün. Batalla için ne yazılsa az. Her geçen gün kendini yeniliyor, büyütüyor. Onunla aynı futbol dilini konuşan bir oyuncu daha olsa arkasında kim bilir neler olacak! Pinto oyun içinde çok gözükmese de hep topun olduğu, olacağı yerde topla buluşuyor. Biraz artistik işler yapmayı seviyor ama yakışmıyor :) Ve sezon öncesi kampı yedikten sonra bambaşka bir hal alacak bence. Şimdilik 70 dakikalık bir oyuncu zaten gücünü biliyor öyle önde fazla pres yapmıyor misal kaleci ayağında top tuttuğunda Pinto'yu hiç basarken göremiyoruz genelde oyundaysa Bangura yoksa Sestak yapıyor bu işi. Pinto'nun sezon öncesi kampı görerek daha farklı boyuta geçeceğini düşünüyorum.

Daha çokça şey yazılabilir, sezonun şimdiye kadar ki en önemli maçının bu kadar kolay geçmesi üzerine ama devamını maçı dün gece yerinde takip eden İbrahim'e bırakıyorum. Artık rakip Eskişehirspor sezon içerisinde 5 puan aldılar bizden. Zor maç olacak.

12 Nisan 2012 Perşembe

Çok Önemli!!!! Kupa Mesaisi :)


Gün itibariyle sezonun en önemli maçına çıkıyoruz. Net ; affı, rehaveti, telafisi yok. İlk maçtan son maça kadar oyunun hiçbir bölgesinde istikrar yakalayamadığımız bu sezonda yaşanan tüm olumsuzluklara sünger çektirecek 3 maçın ilk ayağı.

Bu sezon Sivasspor ile 3. kez karşılaşıyoruz ve ilk maçı skandal bir oyun ile , 2. maçı şahane! bir hakem performansıyla kaybettik. Rakamlarla dile getirmek gerekirse ;

0 ..... Aldığımız puan
5 ..... 35 gol yediğimiz koca sezonda sadece Sivasspor'dan yediğimiz gol sayısı
1 ..... Attığımı gol sayısı ki, Batalla'nın penaltı golü.


Bu kısa özete bile bakınca anladığımız şu ki Sivasspor 2 maçı da domine etmiş, Bursaspor pozisyona girmekte dahi zorluk çekmiş ki gol de organize değil penaltıdan gelmiş.

Açık konuşmak gerekirse kaybedilen bu 2 maç sonrası Ertuğrul Sağlam özelinde de çok kritik bir maç olacak bu 3. maç öyle ki "İyi" bir Teknik Direktör başka bir "Denk" takıma 3 maç üst üste kaybetmemeli 1 sezon içerisinde. Bu kaybedilen maçlar sonrası Bursaspor'un oyununa bir ivme kattığı muhakkak ama asıl sınav bugün verilecek.

Savunma anlamında oynadığımız 2 maça nazaran daha az problem yaşayacağımızı düşünüyorum misal ilk maçta Carson ile önünde oynayan stoperlerin uyum süreci devam ediyordu. 2.maçta da sağ bek pozisyonunda Basser yoktu Grosicki gibi seri bir adam karşı Basser büyük bir koz olacaktır.

Ligte en beğendiğim 2-3 oyuncudan biri Kadir Bekmezci, sert oyunuyla Batalla'yı sindirebilir o yüzden hücum anlamında ekstra performans sergileyecek bir oyuncu gerek. Wederson sol önde çok başarılı olmadığını düşünürsek artık Sestak'tan birşeyler beklemek hakkımız zira bu maçtan önemlisi yok, O'nun içinde herşeyi unutturabileceği bir maç. Plase N'Diaye'den de sürpriz bir performans gelebilir.

Ama bence bizim için en kritik performans Adem Koçak'ın olacak ( Ben oynamama ihtimali olmadığını düşünüyorum) Erman Kılıç karşısında ne kadar diri ve seri durursa yarın maçta o kadar iddialı oluruz. Serdar ve İbrahim ikilisini göreceğimizi düşünüyorum ki marke anlamında gerçekten profesyoneller ama topu oyuna sokmada bir o kadar amatörler. Ben yine de Enaramo, Cerny, Erman, Grosicki gibi hücum hattına sahip olan bir takıma karşı bu oyuncuları görmek isterim. İbrahim Öztürk çok önemli bir adam bu sene en kriz, en kötü performanslarda da O'nun ismi var en başarılı performanslarda da.

Şehri tekrar diriltmek için büyük şans, bugün alınacak kötü bir sonuç karşısında şehrin tekrar futbola konsantre olma ihtimali çok düşük mazallah 10.000 kişi hayal olabilir Süper Final sürecinde bu durumda o yüzden Haydi Bursaspor, Rastgele!

10 Nisan 2012 Salı

Efsane Bursasporlular #2 Hasan Bora

Bu hafta sizlere affınıza sığınırak, dilimiz döndüğünce bir nebze olsun tanıtabilirsek mutlu olacağımız bir isime yer veriyoruz. Bursaspor'un her kademesine hizmet etmiş ve halada hizmet gösteren efsane isim Hasan Bora...

Hasan Bora (d. 01.11.1939) Bursaspor'un kuruluşunda katkısı bulunan 5 kulüpten bir tanesi olan Akınspor ile adını duyurmuştur. İlk görev yaptığı mevki sağ açıktı ve bu mevkide kısa zamanda dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Sekiz yıl Akınspor'da oynadıktan sonra 1963 yılında Bursaspor'un kuruluşuyla Yeşil Beyaz'lı formayı giymeye başladı. Bursasporun ilk kadrosunda futbolcu olarak yer aldı. O dönemlerde zor şartlarda Bursaspor ikinci lig takımını, Birinci Lige çıkartarak büyük bir başarıya imza attı.
Altyapı denince akla gelen ilk isimlerden bir tanesidir Hasan Bora. Altyapının başarılanda onunda imzası vardır. Bursasporda teknik direktörlük ve antrenörlük görevlerinde bulundu. Yetiştirdiği oyuncularla Bursaspor'a büyük katkısı olmuştur.
1970’li yıllarda ilk kurulan Bursasporlular Derneğinde aktif olarak yönetim kurulunda genel sekreter görev almıştır. Bursaspor Futbol Okulunun kuruluşunda da görev almıştır. Hasan Bora, Bursa Antrenörler Derneğininde kurucu üyesi ve başkanlığını da yapmıştır aynı zamanda.
Sadece Bursaspor’a değil, Bursa’ya futbol anlamında çok şey katmış ve hala katmaya da devam etmektedir. Son olarak bir röportajda kurduğu cümle ile yazımıza noktayı koyalım,
“Bursaspor isminin her alanda yer alması benim hayat kavgamdı ve hep öyle oldu.”
‘Bursaspor’ ve ‘efsane’ kelimeleri yan yana geldiğinde akla gelen isimlerden birtanesidir Hasan Bora...

İlk yazımızın efsanesi olan Muhtar Tucaltan'a ulaşmak için; http://bursasporbaskadir.blogspot.com/2012/04/efsane-bursasporlular-1.html

Süper Final adını alan Play-Off ile ilgili düşünceniz nedir? (Anket Sonuçları)

Bursaspor Başkadır blog takipçilerine sorduk; Süper Final adını alan Play-Off ile ilgili düşünceniz nedir?

Takipçilerimizin %70'i "Umarım seneye böyle bir uygulama olmaz", %11'i "Futbola bir getirisi olduğunu düşünmüyorum" %17'si ise "Lige heyecan kattı, iyi ki yapılmış" dedi.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Süper Final Mizan’ı

İçinde bulunduğumuz gün içerisinde, liglerimizde ilk defa uygulanacak olan Play off sistemi, yani bizdeki adıyla ‘Süper Final’ kura çekimleri yapıldı.

Kuraya göre fikstürümüz şu şekilde;

  1. Sivasspor (d)
  2. İ.B.B. (i)
  3. Eskişehir (d)
  4. Eskişehir (i)
  5. Sivasspor (i)
  6. İ.B.B. (d)

Bu maçlara tüm takımlar 25’er puandan başlayacak ve lig usulü mücadeleler devam edecek. Dezavantajlı tek takım ise biziz. Bunun kaynağıda ikili averajlarda sadece İ.B.B’ye üstün olmamız ve buçuklu sistem ile Süper Final’e katılmamız.

Buçuklu sistemin dezavantajı ise, puanının bir üst sayıya yuvarlandığı için diğer takımlarla aranda doğabilecek bir puan eşitliği sonrası avantajın diğer takımlarda olmasıdır. Yani bizim puanımız kimle eşit olursa o takım bizden bir adım önde olacak.

Perşembe günü oynayacağımız Sivasspor ile kupa maçından sonra ne tesadüftür ki Süper Final’de ki ilk maçımızı deplasmanda Sivasspor ile yapacağız.

Ligde oynadığımız iki maçtanda boynumuz bükük ayrıldığımız için, yaradan intikamı bu şekilde almamızı istemiş demek ki.

Antep maçı sonrası vurgulamıştım tekrar belirtmekte fayda var, Kupada finale kadar ve Süper Final’de karşılacağımız rakiplerimiz aynı. Yani Sivasspor ve Eskişehirspor her iki kulvarda da rakibimiz.

Süper Finalin ne hali varsa görsün. Futbolcu mu denencek, izlenecek mi, maç eksiğimi ortadan kaldırılacak ne yapılıyorsa yapılsın, mağlubiyetlede ayrılsın hiç problem değil ama Türkiye Kupasında ne pahasına olursa olsun sahadan galibiyetle ayrılmak zorundayız.

Süper finalde oynayacağın 6 maç sonrası grubu lider bitirdiğin takdirde, Şampiyonluk grubu sonuncusu ile final maçı yapacaksın ve galip geldiğin takdirde yani 7 maç sonunda Avrupa bileti kazanacaksın. Diğer taraftan bakacak olursak,

Kupa’da 3 maç kazanacaksın hem müzene kupayı götüreceksin, hemde Avrupa’ya gitmeye hak kazanacaksın.

Basit bir muhasebe yapılacak olursa, hangisinin mantıklı olduğunu herkes anlayacaktır. Bu yüzdendir ki futbolculara kupanın önemi üstüne basa basa, tekrar tekrar anlatılmalıdır.

***

Play Off benim düşünceme göre lige heyecan katmıştır. Son maçlarda bile ununu eleyip eleğine asan az sayıda takım mücadele vermiştir fakat belirtmeden geçilmeyecek durumlarda var örnek olarak;

Neden Play Out sistemi getirilmedi? Ne için Samsunspor neden bir çırpıda düştü?

Bu play off neden beklenmedik bir anda hayatımıza sokuldu?

Play offun altında yatan gerçek sebep lige renk katmak mı yoksa bizim şampiyonluğumuzdan sonra böyle bir olayın tekrar yaşanmaması ve sezon başlamadan patlak veren şike soruşturmasını biraz olsun üstünü kapatmak mı?

Eğer samimi iseniz... neyse hiç samimi değilsiniz, olamadınızda bugüne kadar!

8 Nisan 2012 Pazar

3 Büyüktür 6’dan

Normal sezonun son maçına kadroda birkaç değişiklik yaparak çıkmayı tercih etmiş Sağlam. Bunun en büyük nedeni olarak; garantilenmiş Avrupa Süper Final’i, sezon sonu son kez görmek istediği oyuncuları görmek istemesini söyleyebiliriz.

Barış’ın onbirde maça başlaması Svensson’un uzun bir aradan sonra yedek kulübesinde oluşu, Ahmet Arı’nın uzun zaman sonra forma şansı bulması bunlara örnek verilebilir.

Barış Örücü hakkında benim beklentim gün geçtikçe daha da yükselişe geçiyor. Sahadayken sürekli top istemesi, sorumluluk almaktan kaçmayışı bana göre olumlu nedenler. Çok basit pas hataları yapıyor ama bunlarda normal olarak karşılanmalı diye düşünüyorum. Eğer üstünde durursa Ertuğrul hoca bu çocuk uzun zaman sonra fayda sağlayacağımız gurbetçi futbolcumuz olabilir. Barış’ın yerine oyuna giren Musa ise ilk maçında oyuna girer girmez olumlu sinyaller vermiş ve Adem’i bile kesebileceğini düşünmüşken, dün oyunda kaldığı 20 dakika boyunca ekmek bile kesemeyeceğine şahit oldum ve bu duruma çok üzüldüm.

İlk oyuncu değişikliğimizi sahada mücadele eden sayılı isimlerden olan Hakan’ın yerine giren Ahmet’ten yana kullandık. İlk onbirde sahaya çıkmasa bile kendisinden daha fazla forma şansı bulan ve biraz daha tecrübeli olan Mehmet neden maç kadrosuna dahi alınmadı. Ahmet’in oyuna girme sebebi acaba a2’de attığı goller mi? Yoksa rakibin golcüsünün yerine aldığımız oyuncu olmasından dolayı mı? Belki de Muhammet’in bize golü sonrası, Ahmet’te misilleme yapar diye düşünmüştür teknik heyet.

Tribünlerdeki binlerce insan her gün seni düşünüyor. Hatta maç öncesi herkesin dilinde Kadıköy’de oynanacak olan kupa maçının muhabbeti… Kendimden örnek verecek olursam, Kadıköy için plan yapmayı, dün ve bugün olan AÖF sınavlarına çalışmaya tercih ettim. Bugünkü sınavlarıma ise dün akşamki sinirle hiç bakmadım bile. Her zaman söylüyoruz futbolun içinde yenmekte var yenilmekte ama böyle değil. Önceden bilirdik bu takımla 3 puan alırsak sevinelim, 1 puan alırsak eyvallah, yenilirsek normal sonuç derdik. Ama artık her takımı yenebilecek güçtesin, herkes senden çekiniyor ve en önemlisi sen kötü futbol oynadığın dönemlerde Antep maçıyla çıkışa geçmiştin, içinde bulduğun çıkışı neden Antep maçı ile bitirdin? Yazık olmadı mı sana, bize, hepimize?

Antep maçı hakkında kimle konuştuysam Muhammet elinden geldiğinden daha fazlasını yapacak, Bekir Ozan Allah’tan sakat ama Sow’a, Shelton’a adım attırmayan defansı Muhammet ve Cenk zorlayamaz diyordum. Bu söylediklerimiz sadece cümlelerde kaldı. Geçen seneki Antep maçını hatırlattı Kaptan, kaymış bir yıldızı tekrar gün yüzüne çıkardık.

Çok küçük bir cümle Cüneyt Çakır için kurmak istiyorum. Bu adamı Türkiye'de maç yönetirken izleyen bir heyet yok mu? Bir insan Barcelona maçı yönetirken farklı, Bursaspor maçı yönetirken nasıl farklı davranabiliyor? Ve bu adama bu şekilde nasıl Avrupa'da maç yönettiriliyor?

Bunların hepsi bir kenara bu karşılaşmanın bize zararı çok büyük oldu, hem basamak ve puan başına aldığın para ve en önemlisi Kadıköy’e gelmeye niyetlenen binlerce insanın niyetlerinin 90 dakika sonucu unutulup gitmesi. Umarım hayaller tekrar yeşerir ve herkes her şeyin farkına varıp elinden geleni sahaya ve tribüne yansıtabilir.

Oynanacak olan Süper Final’de içerde dışarıda olmak üzere toplam 6 maç yapılacak ve üst gruptan gelecek takımla bir maç oynanıp galip gelen takım Avrupa bileti kazanacak. Diğer pencereden bakacak olursak; Türkiye Kupasında önünde çeyrek final, yarı final ve final müsabakaları olmak üzere 3 maç var. Ve bu maçlarda finale kadar oynayacağın takımlar ne hikmetse Süper Final grubunda mücadele edeceğin takımlar. Gerekirse Süper Final maçlarında yenil ama Türkiye Kupası maçlarında galip gel. 3 maçı alıp Avrupa’ya merhaba de.